30 Ağustos 2008, 17:50:33 *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
 
  Site Ana Sayfa   Forum   Yardım Takvim Giriş Yap Kayıt  

Reklamlar
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Diriliş - Turgut Özakman  (Okunma Sayısı 822 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
karanfil

Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
Administrator
.
*****

Rep Puanı +33/-38
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1036

Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap



« : 02 Mart 2008, 18:30:51 »

Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
 
''Şu Çılgın Türkler'' kitabıyla satış rekorları kıran Turgut Özakman'ın 10 martta çıkacak ''Diriliş - Çanakkale 1915'' kitabı birçok internet alışveriş sitesinde önsiparişle satışı konuldu.

"Diriliş - Çanakkale 1915 / Turgut Özakman" önsipariş yapan web siteleri
 
Hepsiburada: 15,12 YTL
İdeefixe: 17,60 YTL
Hızlıal: 15,12 YTL
Kitapyurdu: 15,31 YTL
Turkkitap (Almanya): 14,90 euro
 
Bu sitelerden önsipariş veren okuyuculara kitap, çıkış tarihinden itibaren gönderilmeye başlanacak.

 
 
Kitabın arka kapağı

Tarihin en eski milletlerinden biri, ateşten geçerek, kan içinde, bir daha uyumamak, benliğini unutmamak, kandırılmamak, sömürülmemek, ezilmemek, ölmemek üzere çığlık çığlığa diriliyordu.
 
Ünlü Yazar Turgut Özakman, şöyle anlatiyor:
 
"Diriliş'i yazarken bazı şehitlerin omuz başımda durdukları, yazdıklarımı denetledikleri duygusuna kapıldığım çok oldu.
 
Ey sevgili gençler! Bu savaşları, lütfen sabırla, dikkatle, düşüne düşüne okuyunuz. Bunları heyecanlı, kanlı savaş sahneleri anlatmak için, hele savaşı övmek için yazmadım. Bir milletin dirilişinin, uyanışının aşamalarını oluşturdukları için anlattım, bilmenizi istedim."
 
Düşmanın hangi kanada yürüyeceğini tesbit etmek için uçağa ihtiyaç vardır. Ancak, Türk ordusunun sadece 4 uçak kalmıştır, onlarda yedek parça olmadığı için Ankara'da beklemektedirler. Keşfe çıkan tek uçak ise havada arızalanır ve düşer. Yunan ordusu taarruza geçmiştir.


 


(cnnturk)
Logged
karanfil

Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
Administrator
.
*****

Rep Puanı +33/-38
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1036

Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap



« Yanıtla #1 : 02 Mart 2008, 18:33:32 »

Yazar Turgut Özakman'la yapılan söyleşi

Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
 
Yazarken şehitler omuz başımdaydı
 
353. baskı yaparak alanında dünya rekoru kıran, korsan basımıyla satışı 5 milyona ulaşan ’Şu Çılgın Türkler’in yazarı Turgut Özakman, gelecek hafta çıkacak yeni kitabı ’Diriliş’ten bazı bölümleri ve kitabı kaleme alış öyküsünü ilk kez Hürriyet ile paylaştı. İşte, Çanakkale Savaşı ile o zorlu dönemi konu alan ’Diriliş’ten bazı bölümler ve "Yazarken şehitler omuz başımdaydı" diyen Turgut Özakman’la söyleşimiz..

ÇANAKKALE
Savaşı’nı ve o dönemi en iyi özetleyen ve sonrasını sonsuza açan sözcüğün Diriliş olduğunu düşünüyorum.

Ey sevgili gençler!   

Bu savaşları, lütfen sabırla, dikkatle, düşüne düşüne okuyunuz. Bunları heyecanlı, kanlı savaş sahneleri anlatmak için değil, hele savaşı övmek için hiç değil; irade, akıl, buluş, yurtseverlik, milli duruş, bilinç, sebat, kararlılık, inanç, benlik, gerçek kahramanlık, insanlık ve karakter sergisi oldukları için, bir milletin dirilişinin, uyanışının aşamalarını oluşturdukları için anlattım, bilmenizi istedim.

Bu olağanüstü zaferi hikaye ederken olayları hiç abartmadım. Ucuz kahramanlık hikayelerine, hasamet edebiyetına, şovence anlatıma hiç yer vermedim.

Birçok sayfayı, o kan deryası içinde, yarı aç, yarı tok, yurtlarını ve insanlıklarını koruyan kahramanlara duyduğum saygı ve minnet nedeniyle gözlerim yaşara yaşara yazdığımı söylemeliyim.

Diriliş’i yazarken bazı şehitlerin omuz başımda durdukları, yazdıklarımı denetledikleri duygusuna kapıldığım çok oldu.

Karşı yanın kahramanlarını belirtmeyi de ihmal etmedim.

Ayıplarımızı ve başarısızlıklarımızı da gösterdim."

 
...........
Logged
karanfil

Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
Administrator
.
*****

Rep Puanı +33/-38
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1036

Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap



« Yanıtla #2 : 02 Mart 2008, 18:35:12 »

GÜNAHSA GÜNAH DEYİP SAÇLARINI FEDA ETTİ

GEMİLERİN bedeli 7 milyon lira tutuyordu. Hazinede ilk taksiti ödeyebilecek kadar bile para yoktu. Donanma Cemiyeti aracılığı ile halktan yardım istendi.

Bu istek büyük heyecan uyandırdı. Yeni bir yenilgi onursuzluğu ve acısı yaşamak istemeyen halk harekete geçti. Heyecan köpürerek, dalga dalga yayıldı.

Tarihin yazık ki adını kaydetmediği kimsesiz, yoksul bir kadın da unutulmayacak bir kahramanlık yaptı. Beyoğlu berberlerinin peruka (takma saç) yapmak için parasıyla saç aradıklarını duymuştu. Müslüman Türklerde kadınlar genellikle saçlarını kesmez, kesenlere iyi gözle bakılmazdı. Ama uzun saçından başka varlığı yoktu. Cepheden gelen yaralıları, iniltileri kesilmeyen göçmenleri, caddelerden yenilginin utancı içinde başları eğik geçen namuslu subayları düşündü. Günahsa günaha girmeyi, ayıplanmayı, hor görülmeyi, çirkin olmayı göze aldı; o kadar sevdiği saçlarını ağlaya ağlaya dibinden kesti. Rum berbere sattı, aldığı üç kuruşu koşa koşa Donanma Cemiyeti’ne yetiştirdi.

KADINLAR ASKERLİK DİLEKÇESİ VERDİLER

KADIN
Haklarını Savunma Derneği Yönetim Kurulu ile Dünyası dergisinin ileri gelen yazarları derginin Divanyolu’ndaki yönetim yerinde toplandılar. Derneğin Başkanı ve Derginin kurucusu Nuriye Hanımın çağrısı üzerine bir araya gelmişlerdi.

Nuriye Hanım, "Zaten kağıt sıkıntısı var" dedi, "Dergiyi zorlukla yayımlayabiliyoruz. Dergiyi kapatalım, bütün zamanımızı derneğe ayıralım. Birçok yolla ordumuza yardımcı olabiliriz. Kızılay, Donanma Cemiyeti, Müdafaa-yı Milliye Cemiyeti gibi yursever örgütlerin kadın kollarında da çalışabiliriz. Birçok üyemiz var. Üyemiz olmayanlardan da destek isteriz. Yardım toplayabiliriz. Çamaşır dikebilir, çorap örebilir, sargı bezi hazırlayabiliriz. Bu amaçla kadınların çalışacakları işlikler kurabiliriz. Ne dersiniz?"

Öneri oybirliği ile kabul edildi. Daha da ileri giderek Enver Paşaya bir telgraf çekip gerekirse askerlik yapmaya hazır olduklarını da bildirdiler.





GÖNÜLLÜ HEMŞİRELİK KURSLARI AÇILDI

KIZILAY
Kadınlar Kolu’nda çalışan hanımlardan biri, gönüllü hemşirelik kursu açılmasını önerdi. Öneri heyecanla, alkışlarla benimsendi. Bu olay yalnız bir hayır etkinliği olmaz, gerçekleşirse, birçok zincirin kırılmasını da kolaylaştırırdı. Öyle de olacaktı.

Kızılay Genel Başkanı Dr. Besim Ömer Paşa’yı ziyaret ettiler.

Öneriyi öğrenince Paşa’nın gözleri yaşardı.

Kadınların çalışmasını, meslek gereği de olsa bir erkeğe el sürmesini kabul etmeyen bağnazların tepkilerine göğüs gererek hemşirelik mesleğini o başlatmıştı. Açtığı kursu bitiren Müslüman hanımlar Trablus ve Balkan Savaşı sırasında Kızılay hastanelerinde çalışmışlardı. İçini çekti:

"O felaket günlerinin ertesinde, yeni kurs açmayı düşünemedik. Eskilerden bu önemli mesleği sürdüren ancak bir iki kişi kaldı. Evlenenler, belki de kocaları izin vermediği için ayrıldılar. İlk kursa pek az hanım katılabilmişti. Anlıyorum ki bu kez öyle olmayacak. Kurs açılacağını duyurun!"

Hanımlar odadan çıkar çıkmaz bu güzel hizmeti başlatmak için yardımcısını çağırdı.


 
...........
Logged
karanfil

Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
Administrator
.
*****

Rep Puanı +33/-38
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1036

Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap



« Yanıtla #3 : 02 Mart 2008, 18:36:42 »

SAVAŞ KARARINI TEK BAŞINA VERDİ

ENVER Paşa, sabah bütün raporları okudu. Bronsart Paşa, Alman Genelkurmayı’ndan aldığı emre göre bir rapor hazırlamıştı. Rapor, Osmanlı Devleti’nin savaşa nasıl gireceğini belirliyordu. Bir çeşit savaş senaryosuydu.

Odasında yapayalnızdı.

Tarih, geçmişi görkemle dolu imparatorluğun kaderini elinde tutan genç adamın bir karar vermesini bekliyordu. Durumu Türk kurmaylarla değerlendirebilirdi. Sadrazama bildirebilir, hükümete GülümsemeGülümsemeGülümsemeürebilirdi. Cemal ve Talat Paşalarla toplanıp görüşebilirdi. Hiç birini yapmadı. Tarihin huzurunda tek başına durdu ve müthiş kararı verdi: Bronsart Paşanın raporunu onayladı!

Osmanlı Devleti’nin savaşa nasıl gireceğini açıklayan çok gizli belge Alman Genelkurmayına gönderildi.
 
 
MUSTAFA KEMAL ÇANAKKALE’DE

MUSTAFA Kemal, 3. Kolordu’ya malzeme taşıyan küçük bir gemiyle Tekirdağ’a geldi.

19. Tümen daha kuruluş halindeydi. Tümenin karargáhı bile yoktu. Üç alayı vardı. Biri 57. Alay’dı. Karma bir alaydı. Alayda Anadolu’nun her şehrinden birkaç kişi vardı. Türkiye sergisi gibiydi. Alay Komutanı Binbaşı Hüseyin Avni Bey, yürekli, bilgili, çalışkan bir subaydı.

Yeni kurulduğu için alaya daha sancak verilmemişti. Öteki iki alayın kuruluşu ise daha tamamlanmamıştı.

M. Kemal göreve başladığını Kolordu Komutanlığına bildirdi: 1 Şubat 1915.

M. Kemal’in ve yeni Türkiye’nin saati çalışmaya başlamıştı.
MEHMETÇİĞİN HELVA SEVİNCİ

HİLMİ
Bey hepsine teşekkür etti, yardımcısı Teğmen Fahri’ye de usulca, "Bugün akşam yemeğine irmik helvası ekleyelim" dedi, "Hak etti çocuklar."

Cebinden para vererek gereken malzemeyi aldırmasını rica etti.

İrmik helvası büyük olaydı.

Akşam az etli bulgur pilavı vardı. Bir de helva olduğunu duyunca asker bayram etti. Bataryanın uğuru Deli Mustafa ile Deli İbrahim zıpzıp zıpladılar. Bunlar 40 yaşında iki iyi çocuktu!

"Hey hey heyyyy!"

Er Edremitli Seyid’in gözleri dört açıldı, "Anaav"... diye inledi minnetle, ".. padişah sofrası da anca bu kadar olur!"

 
 
............
Logged
karanfil

Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
Administrator
.
*****

Rep Puanı +33/-38
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1036

Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap



« Yanıtla #4 : 02 Mart 2008, 18:38:22 »

Duayla savaş kazanılsaydı Müslümanlar hiç yenilmezdi

 
TURGUT Özakman, ’Diriliş’ romanını ilk kez Hürriyet’e anlattı. Savaşta kadınların önemini ve o dönemde gelişen kadın hareketini anlatan Özakman, dönemin fotoğrafını çekiyor. Özakman, şunları söyledi:


KARAKUŞ MASALI DEĞİL Kİ BU

"Sanıyorum, Çanakkale ile ilgili eksiksize yakın bir kitaplığım oldu. Dünyadaki bununla ilgili bütün internet sitelerini taradık. Gereken hepsinden indirme yaptık, resim de indirdik. Bazı kimselerin, Çanakkale’yi görmeden bazı şeyleri yazdıkları anlaşılıyor. Bazıları zaten uçmuş. Bir kısmı gerçeği saptırıyor. Roman diye yazıyor ama bu ’Karakuş Masalı’ değil ki. Geçen sene, 1 Mayıs’ta eve kapandım, ocakın ortasında çıktım. Sekiz ay evden çıkmadım. O arada seçimde bir çıktım, bir iki kere yayınevine gittim o kadar. Her sokağa çıktığımda da Ankara’yı özlemiş olarak çıkıyordum.

DÖNEMİN EN ÖNEMLİ KADIN HAREKETİ

Çanakkale sadece Çanakkale’de olup biten bir olay değil. Bunun evveliyatı önemli. O tarihteki fikir akımları önemli; ama bir de kadın hareketi var, öbür zamanki fikir hareketinden çok daha önemli. İki sene evvel, Balkan Savaşı yapılmış, 600 yıllık bir imparatorluğun dev iki ordusu, bir kaç yıl evvel kurulmuş dört küçük ülkenin ordusundan dayak yiyor, bozguna uğruyor. Bulgar ordusu ta İstanbul’un eşiğine, Çatalca’ya kadar geliyor. Bu ordudan, Çanakkale ordusu nasıl çıkıyor? İşte kitap bu dirilişi anlatıyor.

KURTULUŞ SAVAŞI’NIN TAÇ KAPISI ÇANAKKALE

Çanakkale, Kurtuluş Savaşı’nın taç kapısı, girişi. Çanakkale, 1. Dünya Savaşı içerisinde büyük bir başarı. Ama sonunda yeniliyoruz. O kadar kudretle, şanla, şerefle koruduğumuz Çanakkale’yi Fransızlar gelip basıyorlar, onların oluyor. Yani Çanakkale’nin eğer bazı özellikleri olmasaydı, bu büyük yenilginin içerisinde bir teselli olarak kalacaktı. Ama öyle değil. Gelecek için çok önemli bazı özellikleri var. Birincisi Atatürk’ü tarih sahnesine çıkartıyor ilk defa. İki, inanılmaz bir özgüven geliyor. ’Biz kenetlenebilirsek, emperyalizmi yenebiliriz.’ İşte Milli Mücadele bu ruhla yapılmıştır. Onun özü, onun mayası Çanakkale ruhu. Üçüncü bir özelliği de o daracık alanda savaşın her türlüsünü yapmış genç komutanlar, sonradan bunların yüzde 90’ı milli mücadelede görev almıştır; o inanılmaz yoksulluk içerisinde orduyu zaferden, zafere koşturabilmiştir. Bu üç büyük temel özelliğiyle milli mücadeleyi yaratıyor, cumhuriyete kadar GülümsemeGülümsemeGülümsemeürüyor.

MİLYONLARCA ANANIN DUASI ARKAMIZDA

Milli mücadelede, kağnıcı kadınlar vardır. Bu savaşta başka bir şey var. Her taraftan askerlere dağıtılsın diye, kuruyemiş, çerez hediyesi başlıyor. Sigara hediyesi başlıyor. Onlara mendil, çorap, çamaşır yollama hediyeleri başlıyor. Oradaki bir subayın söylediği bir söz var; ’Düşmanın arkasında donanma varsa, bizim arkamızda ondan daha güçlü bir şey var. Milyonlarca anamızın duası var’ diyor. Mehmetçik böyle hazırlanıyor kavgaya ve gelen insanların çok güçlü olduğu, çok yıkıcı olabileceği anlatılıyor.

KANTARLA TARTIP ASKERE ALDILAR

Ordu, Suriye’de, sırtında kışlık elbiseyle dövüşüyor, Sarıkamış’ta yazlık elbiseyle. Büyük Savaş’ın sonuna doğru artık ne varsa dibini kazıyoruz. Çocukların yaşına bakılmıyor; kantara konuluyor, 45 kiloysa askere gönderiliyor. İsterse 13 yaşında olsun. Bu erkeğini bitiriyor Anadolu’nun. Soluğu tükenmiş bir devletle ordu; silahı yok, cephanesi yok, neyle galip gelecekler? Ölüyorlar.

OSMANLI KİMİN KUCAĞINDA ÖLDÜ

Tam gerçeği konuşmak gerekirse, Osmanlı İmparatorluğu, Enver Paşa’nın kucağında ölmüştür. Bir insanın vatanı sevmesi başka şey, yararlı olması başka şey. Nice zararı dokunmuş insanlar da vatanseverdir. Sonuçta bir şeyi yok etmeyeceksin, halkına zarar vermeyecek, üzerine ipotek koymayacaksın, geleceğini karartmayacaksın. Her attığın adımı hesaplayacaksın, bir şey konuşmadan evvel, dokuz kere yutkunacaksın.

ÇANAKKALE’NİN KENDİSİ MUCİZE

Çanakkale’yi, Milli Mücadele’nin bir alternatifi gibi gösteriyorlar. 18 Mart çok uzun yıllardan beri kara ve deniz savaşlarının ortak Çanakkale günüydü. Son zamanlarda bu deniz zaferi günü gibi kutlanıyor, çünkü orada Atatürk yok. Çanakkale’de mucizeler yaratmaya, hurafeye gerek yok. Çanakkale’nin kendisi mucize. Onca yokluğa rağmen kendisi mucize."

 
 
Logged
karanfil

Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
Administrator
.
*****

Rep Puanı +33/-38
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1036

Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap



« Yanıtla #5 : 02 Mart 2008, 18:41:20 »

Kartal gibi düşmana aktılar
 
 
Turgut Özakman, kitabında düşmana taarruza kalkan arkadaşlarına hiç emir almadan katılan kahraman Türk askerini anlatıyor. Özakman, "Pırıl pırıl yanan süngüleriyle bin beş yüz Çanakkale askeri, dev bir kartalın kanatları gibi açılmış, düşmanın üzerine gelmekteydi. Bunu seyretmek için bile yürek isterdi" diyor.

ACELE üç bölük hazırlandı, tüfeklere süngüler geçirildi. Yüzbaşılar ve teğmenler, kılıç ve tabancalarını çektiler, bölük ve takımlarının önüne geçtiler.

Düşmanla arada beş-altı yüz metre uzunluğunda gelinciklerle dolu bir yamaç vardı.

Üç bölük bu geniş alanı ateş altında, koşarak geçecekti.

Bu anda bir Çanakkale olayı parladı.

Silah kardeşlerinin süngü hücumuna kalkacağını ve bu kadar geniş bir alanı ateş altında geçeceklerini anlayan, duyan öbür beş bölük galeyana geldi. Onları yalnız bırakmamak için emir almadan tüfeklerine süngülerini geçirdiler, siperlerin önüne çıktılar. Hiçbirini durdurmaya imkan yoktu. Tabur komutanları yedekte kalması için bir bölüğü zorlukla geride tutabildi.

Yedi bölük, Allah'ı anarak koşmaya başladı. Koşmuyor uçuyorlardı. Vurulan düşüyor, kalan düşmana akıyordu.

Pırıl pırıl yanan süngüleriyle bin beş yüz Çanakkale askeri, dev bir kartalın kanatları gibi açılmış, düşmanın üzerine gelmekteydi. Bunu seyretmek için bile yürek isterdi.
MUSTAFA KEMAL: BU KADAR KUVVET BANA AZ BiLE

Kazım Bey, Mustafa Kemal'in görüşlerini Liman Paşa'ya çevirdi. Sonra bir soru daha sordu:

"Bu komutanlık size verilirse, kabul eder misiniz?"

"Evet."

Kazım Bey konuşmaya kısa bir ara daha verdi. Belki yeni albay olmuş 34 yaşındaki genç bir komutana iki kolorduya yakın kuvvetin teslim etmenin doğru olup olmadığını tartışıyorlardı. Grup bir iki tümenle daha desteklenince "ordu" düzeyinde olacaktı.

Kazım Bey yeniden konuştu:

"Liman Paşa Hazretleri 'Bu kadar çok kuvvetin birden emrinize verilmesi fazla gelmez mi' diye soruyorlar."
M.Kemal sakin bir sesle yanıtladı:

"Hayır, az gelir."

Kazım Beyin sesinde gizli bir keyif titredi:

"Anladım. İyi akşamlar."

"İyi akşamlar."

 
..........
Logged
karanfil

Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
Administrator
.
*****

Rep Puanı +33/-38
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1036

Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap



« Yanıtla #6 : 02 Mart 2008, 18:44:16 »

İNSAN OLMAYANA KAHRAMAN DENMEZ

19. Alay cephesinde 1 binbaşı, 2 yüzbaşı ve 72 er esir edildi. Bunların bir kısmı yaralıydı. Sağlıkçılar yaralıları sargı yerine taşımaya başladılar. Yaralı bir İngiliz eri için sedye kalmamıştı. Süngü savaşından üstü başı kan içinde, parça parça çıkmış askerlerden biri, can acısıyla inleyen yaralıya acıdı, sırtına aldı, sarsmamak için dikkatle yürüyerek sargı yerine GülümsemeGülümsemeGülümsemeürdü. Bir subay arkalarından uzun uzun baktıktan sonra dedi ki:

"Eğer insanca davranmıyorsa, bir savaşçının bir hayduttan ne farkı olur? Savaşçıyı hayduttan ayıran, onu kahraman yapan, işte şu yorgun askerin gösterdiği insanca tavır. İnsan olmadan kahraman olunmaz. İnsan olmayana kahraman denmez."
GOLİATH'IN BATIŞI

İngiliz zırhlısı Goliath'a 300 metre kaldı.

Zırhlının gözcüsü sis içinde hayal gibi görünen Muavenet muhribine pırıldakla parola sordu. Muavenet'in işaretcisine bu durumda ne yapacağı öğretilmişti. Aynı işareti tekrarladı, yani o da Goliath'a parola sordu. Bu anlamsız yanıt İngiliz gözcüyü şaşırttı. Alarm vermedi.

On saniye kazanmışlardı.

On saniye yetti.

Anında fırlatılan üç torpito 50 km. hızla, suyun iki metre altından dev zırhlıya doğru yol alırken, Muavenet büyük bir hızla çark etti, uzaklaşmaya başladı. Makineler son güçleriyle çalışıyor, gemi zangır zangır titriyordu.

Gözcü alarm verdi mi, vermedi mi, anlaşılamadı. Çünkü üç torpito birden koca Goliath'ı bulmuştu. Korkunç bir patlama oldu. Gökyüzüne alevler, dumanlar, buharlar, demir ve insan parçaları fışkırdı.

Saat 01.15'ti.
Bu hizmet günahsa biz sonucuna razıyız

Hayriye Hanım'ın elleri de sesi de titriyordu:

"Hastalara eliniz değiyor mu? Yabancı erkeklere dokunuyor musunuz?"

Gönüllü hastabakıcı Raiba Hanım, "Aa, evet" dedi, "Mesela dün iki ayağından da yaralı bir gazi getirdiler. Ameliyattan önce zavallının ayaklarını yıkadım."

Hayriye Hanım mosmor oldu. Sesi gittikçe yükselerek, alın damarları kabararak, "Boyunca günaha batmış olduğunu, bunları yaparak ahretini yaktığını, bu hallerin gavurluğa özenmek olduğunu" anlattı, "sapkınlıktan hemen caymasını" istedi. Kızı da gözlerini kocaman kocaman açmış, başını sallayarak annesini onaylıyordu. Rabia Hanım sinirlenmedi. İki çocuklu, okur yazar, mutlu, olgun bir İstanbul hanımefendisiydi. Birkaç komşusu da buna benzer sözler söyleyip uyarılarda bulunmuştu.

Yumuşak bir sesle "Teşekkür ederim" dedi, "Ama ablacığım biz sizin gibi düşünmüyoruz. Bu insanlar biz burada şerefimizle, namusumuzla yaşayabilelim diye savaşıyor, şehit oluyor, yaralanıyor, yanıyor, sakat kalıyorlar. Bizim de bir şeyler yapmamız gerek. Cansız, akılsız, vicdansız, bilinçsiz bez bebek miyiz biz? Böyle zor günlerde her insana büyük, küçük görevler düşer. Bir kadının böyle bir zamanda evine gömülmesi ayıp olmaz mı? Benim payıma bu görev düştü. Yaptığım günah değil. Şunu da söyleyeyim. Eğer bu hizmet günahsa, biz bunun sonucuna razıyız. Devletin, milletin kurtuluşunun, şeref ve başarısının, kişisel kurtuluştan daha önemli, daha gerekli, daha hayırlı olduğuna inanıyoruz. Müslümanlık, sizin anladığınız gibi, sırf kişisel kurtuluş, yani bencillik dini değildir. Bir din böyle olamaz zaten. Müslüman sırf kendini, ahretini düşünen, başka hiçbir şeye, hiç kimseye, devlete, millete, vatana önem vermeyen, bencil biri olamaz. Bencillik insanın kendine tapınmasıdır ki en büyük günahtır."
Allah'ın huzuruna temiz çıkacaklardı

Tabur komutanlarına bir emir GülümsemeGülümsemeGülümsemeüren Emir Subayı Asteğmen Cevdet, dönüşünde gözleri dolu dolu, "Komutanım" dedi, "Bir şeyi görmenizi istiyorum."

Şefik Bey çok önemli bir şey olduğunu anladı, yoksa asteğmen böyle bir öneride bulunmaz, gözleri dolmazdı. Sessizce asteğmeni izledi. Biraz ilerleyince gördü. Onun da gözleri dolup taştı.

Askercikler kirli çamaşırlarını dürüp fundaların diplerine bırakmışlar, temiz çamaşırlarını giyerek şehit olmaya hazırlanmışlardı. Allah'ın huzuruna insan ve asker olarak temiz çıkacaklardı.

 
.............
Logged
karanfil

Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
Administrator
.
*****

Rep Puanı +33/-38
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1036

Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap



« Yanıtla #7 : 02 Mart 2008, 18:47:01 »

Çılgın Türkler'in tarihi gazi toplarını hurdacıya sattılar


Turgut Özakman, yeni kitabında yüz kızartıcı bir gerçeği açıklıyor. Çanakkale Savaşı'nda, tabyaları dolduran 137 büyük topun akıbetini anlatıyor. "Kim yok etti bu gazi topları" sorusunu yönelten Özakman, yanıtı da kendisi veriyor: "Biz yok ettik! 1954 yılında Maliye Bakanlığı bu gazi topları, yani tarihimizi hurda demir fiyatına bir hurdacıya sattı."

TURGUT Özakman, Diriliş romanında Çanakkale Savaşı'ndaki yüz kızartıcı bir gerçeği açıklıyor. Çanakkale Savaşı'nda, tabyaları dolduran büyük, tarihi 137 topun akibetini anlatan Özakman, röportajında şunları söyledi:

137 BÜYÜK GAZİ TOP

İngiliz-Fransız donanmasını yenen Kilitbahir ve Çanakkale'deki tabyalamızı gezerseniz, buralardaki toplardan ancak bir ikisinden kalma bir kaç parça görürsünüz. Peki o tabyaları dolduran 137 "gazi top"umuz nerede? Buralardaki uzun, kalın namlulu, büyük gövdeli, raylı dev makineler ne oldu?.. Kim yok etti bunları?.. Biz yok ettik! 1954 yılında Maliye Bakanlığı, bu gazi topları, yani tarihimizi, hurda demir fiyatına bir hurdacıya sattı. Hurdacı da bütün topları kesti, biçti, söktü, parçaladı ve GülümsemeGülümsemeGülümsemeürdü.

SİYASETÇİ BİLGİSİZ

Mustafa Kemal'in ölümünden sonraki siyasi liderlerimizin büyükçe bir bölümü, sanıyorum ki yakın tarihimizi iyi bilmedikleri için, bu devletin kuruluş gerekçelerini anlamadıkları için, bazı şeylerle kolayca oynanabilir gibi geldi onlara. Kendilerini Atatürk'ten daha akıllı, daha yurtsever, daha bilgili saydılar. Atatürk'ün ve arkadaşlarının milli mücadelenin gereklerinden, şartlarından doğan bir yönlenmesi var. Onu değiştirmeye, onun üzerinde oynamaya kalktılar. Her yerde de başımızı duvara vurduk, her seferinde. Taş üstüne taş koymamış, ama siyaseten lider olmuş bir adamın Türkiye'nin geleceği için çok kesin konuştuğunu gördüğüm vakit benim içim ürperiyor. Belli ki daha dünü bilmiyor, evvelsi günü hiç bilmiyor. O zaman yarını da kestiremiyor. Türkiye bunu hak eden bir ülke değil.
BÖLÜNMENİN EŞİĞİ

Çok derin bir bölünmenin eşiğinde duruyoruz. Osmanlı'da böyle bir bölünme olmadı. Cumhuriyetin hiçbir döneminde böyle bir bölünme olmadı. Bu bölünme şimdi oluyor. Ve bizi yönetenler bu bölünmenin sonunun nereye varacağını, tarih bilmedikleri için kestiremiyorlar. Onlara yaşıma dayanarak bir tavsiyede bulunayım. Yakın tarihimizi çok iyi okusunlar. Kulaktan dolma bilgiyle yargıda bulunmasınlar.

Falan okulun mezunu da orduya girsin diyen Balkan savaşı'nı okusun

Türk'ün canı çok ucuzdur Almanlar için. Onun için çok kolay harcamışlar. Bu, çok büyük bir derstir. Bir: Milletin ve devletin namusu ordusudur; bu orduyu sen hiç kimseye emanet edemezsin; hiçbir yabancıya emanet edemezsin. İki: Bunun içinde çok çeşitli görüşlerin, fikirlerin, ideolojilerin, inançların karmaşa halinde bulunmasına asla izin veremezsin. Verilirse Balkan Ordusu'ndaki durumu yaşarız, facia olur. Ordu paramparça olur. Biz bunu yaşamışız. Artık bunun bir ikinci defa yaşanması söz konusu olamaz. Falan okuldan mezun olanların orduya girip girmemesi tartışması ikide bir devreye girer. Bu tartışmayı gündeme getirenler Balkan Savaşı'nı bir okusunlar, niye yenildik? Okuduktan sonra bir daha bu teklifte bulunmazlar. Okurlarsa ama. Ordunu yabancıya emanet edemezsin, ordunun iç parçalanmasına fırsat ve imkan veremezsin.

Ordu, o milletin ve devletin genel hayrı için kullanılır. Macera için kullanılmaz. Birinci Dünya Savaşı'nda Enver Paşa ve arkadaşları, ordumuzu macera için kullandılar. Galiçya'da ne işimiz vardı bizim? Makedonya'da, Macarlara, Avusturyalılara yardıma gidecek halde miydik biz? Yardım dediğiniz, Anadolu'nun insanını yolluyorsun oraya, ölsün diye. Kan yardımı yani bizim yaptığımız. Sarıkamış'ta ne arıyorsun? Allahuekber Dağı için halkın söylediği bir söz var. Öyle bir mevsim ki, kuş geçmez bu dağın üstünden.

 
Ropörtaj: Ateş YALAZAN
Hürriyet - 25-26 Şubat 2008
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Webservis
Start  sayfa1 sayfa2 sayfa3 sayfa4 sayfa5 sayfa6 sayfa7 sayfa8 Page8 sayfa9 sayfa10
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.5 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks
XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!