karanfil
Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
Administrator
.
   
Rep Puanı +33/-38
Offline
Mesaj Sayısı: 1000
Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
|
 |
« Yanıtla #3 : 26 Eylül 2006, 01:11:23 » |
|
Allah’ın ipi Adam panik içinde kaçıyordu..,her yer zifiri karanlıktı..bu karanlığın içinde insanın önünü görmesine imkan yoktu..o da ne bastığı yeri görebiliyordu ne de etrafını..bu durum korkusunu daha da artırıyor ve panik içinde sağa sola kaçmaya çalışıyordu.. karanlığın içinden homurtular yükseliyordu..vahşi hayvan sesine benzer seslerdi bunlar..bir yandan düşe kalka kaçmaya çalışırken bir yandan da arkasına bakıyordu zifiri karanlıkta görebilecekmiş gibi..birden müthiş bir kükreme işitti..ardına baktığında ise ışıl ışıl yanan bir çift göz gördü..bu bir aslandı anlaşılan ve kendisini parçalamak üzereydi..canhıraş bir feryatla hem bağırıyor ,hem kaçıyordu..delirmek üzereydi..veya her an kalbi durabilirdi..birden boşlukta olduğunu hissetti..düşüyordu..can havliyle tutunacak bir yer aradı..eline bir şey geldi..,bu bir dal parçasına benziyordu..hemen yapıştı..bir müddet boşlukta asılı kaldı..gözleri karanlığa alışınca düştüğü yerin atmış arşın derinliğinde susuz bir kuyu olduğunu gördü..kuyunun duvarında göğermiş olan ağacın iki kökü var..iki fare biri beyaz,biri siyah o iki köke musallat olup kesiyorlar..yukarıya baktı gördü ki ,aslan nöbetçi gibi kuyunun başında bekliyor..aşağıya baktı gördü ki ,dehşetli bir ejderha ,başını kaldırmış,ağzını açmış,düşmesini bekliyor..ağzı kuyu ağzı gibi geniştir..kuyunun duvarlarına baktığında ise ısırıcı muzır haşaratın bütün duvarları kapladığını gördü..çaresizlik içinde kıvranırken dalında sallandığı ağaca gözü takıldı..bu bir incir ağacıydı,fakat işin tuhafı bu ağaçta binlerce ağacın meyveleri var olduğunu gördü..bulunduğu durumu unutup bu tuhaf durumu düşünmeye başladı..bu işte bir gariplik vardı..bu acip işler birbiriyle alakadardı..hem bir emir ile hareket eder görünüyor..öyle ise bu işte bir tılsım var..,evet bütün bunlar bir gizli Hakimin emriyle hareket ediyor olmalıydı..birden rahatladı..bütün korkusu gitti.çünkü anladı ki,ben yalnız değilim o gizli Hakim bana bakıyor;beni tecrübe ediyor,bir maksat için beni biryere sevkedip davet ediyor.incir ağacını düşündü..,kat’i anladı ki bu incir ağacı bir listedir,bir fihriste,bir sergidir..yoksa bir tek ağaç,binler ağaçların meyvelerini vermez.. ‘’Tılsımın anahtarı’’ nı bulmuştu..bağırdı. ‘’Ey bu yerlerin hakimi ! senin bahtına düştüm,sana dehalet ediyorum,senin rızanı istiyorum ve sana hizmetkarım . Birden bir ip uzandı boşlukta ..ve gaipten bir ses: ‘’ALLAHIN İPİ’’ne sarıl,kurtuluş onda dır diye emretti.. Hiç tereddüt etmeden ipe sarıldı.birden tılsım çözüldü.., Kuyunun duvarı yarılıp ,şahane nezih ve güzel bir bahçeye bir kapı açıldı..ortada ne karanlık kaldı,ne muzır haşereler,ne dipsiz kuyu ,ne korkunç ejderha.. Bu cennet bahçesine benzer bahçede etrafında bir sürü hizmetkar saygıyla önünde eğiliyor ve kendisine izzet-ü ikramda bulunuyorlardı.. Ak sakallı bir pir-i fani gülümseyerek karşıladı onu.. Ey pir ! bu gördüklerimin hikmeti nedir ,burası neresi,sen kimsin dedi ?.. Nur yüzlü ihtiyar, adım ‘’SAİD ‘’dedi gülümseyerek..burası rüya alemi,gördüklerine gelince: Önce kendi iradene güvenerek yaşıyordun..halbuki insana verilen cüz-i irade ancak ALLAH’ı tanır ve o cüz-i iradeyi onun rızası doğrultusunda kullanırsan bir şey ifade eder..yoksa insanı karanlıklar içinde bırakır..,çırpındıkça batarsın..o aslan ölüm ve eceldir,kuyu insan hayatına işarettir,atmış arşın derinlik,atmış senelik insan hayatına işaret ediyor..ağaç,ömre,siyah ve beyaz iki hayvan gece ve gündüze ,o ağzını açmış bekleyen ejderha kabir kapısına işaret ediyor,fakat sırrı çözen mü’min için gördüğün gibi cennet bahçesine çıkıyor..,o muzır haşarat ise dünyadaki dertler ,belalardır,o ağaçtaki yemişler ise dünyevi nimetlerdir ve cennet nimetlerinin numuneleridir..az yersen fayda görür,çok yersen mideni bozarsın.çünkü bu nimetler karın doyurmak için değil tatmak içindir ( ! )o ip ise kur’an dır,kurtuluş ancak ondadır,ancak ona sarılanlar kurtuluşa erenlerdir..sende Allah’ın ipine sarıl( ! ) Birden gözlerini açtı . şaşkın şaşkın etrafına bakındı..evet bu bir rüyaydı..ama mesaj yüklü ,ikaz yüklü bir rüya.., gereken mesajı almıştı..evet,artık hayatına bir çekidüzen vermenin zamanı gelmişti..kalktı ve lavaboya yöneldi..dudaklarında bir sözcük vardı.. ALLAHIN İPİNE SARIL…Kurtuluş onda…. *********** Anne Cennet çok güzel Genç kızlarımıza sohbetleriyle rehberlik yapan, çoğunun elinden tutan bir okuyucumuzun bir hatırasını aktarmak istiyorum: Stuttgart Waiblingen bölgesindeiki yılı aşkın haftalık çevre sohbetlerinden tanıdığımbir hanım telefonda şöyle ağlıyordu: Hocahanım, bizimburada bir komşu, kızını kaybetti. 18 yaşındaydı. Ani bir ölümle öldü. Annesi adeta çılgına döndü. Sürekli isyanda, Keşke kızım şöyle şöyle olsa idi de ölmese idi diye feryat figan ağlıyor. Ne olur bir gelseniz onunla siz konuşsanız. Sizi az çok tanıyor. Size saygısı var, belki sizi dinler. Biz ne yapacağımızı şaşırdık... Ertesi gün gittim ve beni ölen genç kızın evine ***ürdüler. Evde matem, yas... Anne bir köşede hiç durmadan ağlıyor. Bana annesi şunları anlattı: "Kızım, ben ve babası her sene olduğu gibi geçen sene de memleketimiz izmir'e tatile gittik. Evimizin karşısındaki apartmanda bir genç adam oturuyor. Terbiyesi, asaleti, giyimi ve duruşu ile kızımın dikkatini çekmiş. Bana: Anne bak! Evlenebileceğim genç dedi. Biz de 'tanışalım' diye bir tanıdığı ile haber gönderdik ve tanıştık. Maksadımızı arz ettik. Genç adam üniversite okuyan dindar ve kültürlü biri idi. Kızıma: 'Aramızda kültür farkı var, siz açık gezen bir hanımsınız, bense eşimin tesettürlü ve mazbut bir insan olmasını isterim.' deyince kızım 'En kısa zamanda dinimi öğrenecek ve tatbik edeceğim, bana zaman ver.' dedi. Ertesi yaz buluşmak üzere anlaştılar. Kızım ilk iş olarak kendisine dinimizi anlatacak, öğretecek bir yer aradı ve buldu. Çok gayretli dini bilgileri öğreniyor, namazlarını kılıyordu. Böylece izin bitti ve Stuttgart'a döndük. Burada bir göz doktorunun yanında sağlık teknisyeni olarak çalışıyor, iş zamanından arta kalan zamanında da Kur'an-ı Kerim'i öğrenmek için çok gayret sarf ediyordu. Gelirken getirdiği mantoyu ve eşarbı evde giyip 'Anne yakışıyor mu?' diyordu. Bütün samimiyetiyle islam'ı öğreniyordu. Sivaslı bir komşumuz onu oğluna istemiş, o ise "ret" cevabı vermişti. Fakat o, bunu gurur meselesi yapmayarak Kur'an-ı Kerim'i öğrenmek için onlardan yardım istemişti. Bir gün 'Başım ağrıyor.' diye doktora gitti. 'Bir şeyin yok.' demişler. Ama baş ağrısı devam ediyordu. Göz, kulak ve diş tahlillerinin sonucunda da bir şey bulamamışlardı. Ama başının ağrısı da bir türlü geçmek bilmiyordu. Bana anlattığına göre, bir gün, evde kimse olmadığı halde, evimize bir genç delikanlı gelip ona kırmızı bir gül getirmiş 'Ben ahiretten geliyorum, Allah-u Teala Hazretleri seni benim kısmetim yazdı, cennette sen benimsin. Burada evlenmeyeceksin.' demiş. Baş ağrısı durumu 15 gün sürdü. Son çare olarak şule'yi hastaneye tahlil için aldılar. Araştırmalar neticesinde hiçbir şey bulamadılar. Bir gün hastaneye gittiğimde yattığı odanın penceresinden bakıp bana şöyle dedi: 'Anne! Cennet ne kadar güzel.' Döndüm ve baktığı tarafa baktım, gördüğüm sadece park etmiş arabalardı. Ama o büyülenmiş gibi mutlu bir şekilde pencereden bakıyordu. Bana dedi ki: 'Anneciğim, beni yarın saat 8.00'de ***ürecekler.' dedi. Çılgına döndüm. Babasına koştum, 'Kızımız ölüyor, yetiş.' dedim. Babası da çaresiz yüzüme baktı. Söylediklerine inanamıyorduk; ama yine de endişe ve telaşımız had safhadaydı. 'Ya doğruysa.' diyordum. O gece hiç uyuyamadım. Ertesi gün sabah 7.00'de hastanedeydim. Babası koridorda, içeri girmeye dayanamamış, çaresiz ağlıyordu. İçeriye girdim. Kızım bana şöyle vasiyette bulundu: 'Anneciğim, ben ölünce sakın ağlama. izmir'deki o gence de benden selam söyle, Cenab-ı Hak ona mutluluklar versin. Ona minnettarım, dinimi öğrenmemde bana sebep oldu. Anne, bu fakir gence maddi yardımda bulun ve onu istediği bir kızla evlendir. Hesabımda onun evlenmesi için yeterli miktarda para var. Bu arada sık sık saate bakıyordu. Sonra büyülenmişçesine 'Geldiler.' dedi. Yüzüme baktı, korku ifadesi vardı. 'Anne, Azrail'in ayakları ne kadar büyük.' dedi, odanın uzunluğu kadar. 'Babama selam söyle.' dedi. Başını yastığa koydu, kelime-i şehadet getirdi ve kızım öldü!!! Adeta çıldırmıştım. Odadan kendimi dışarı attım, 'Bey' dedim 'Kızımız öldü'. ikimiz tekrar odaya daldık, kızımız vefat etmişti. Bizden istediklerini yerine getirdim. şimdi ben bu acıya nasıl dayanırım?'(S. Yerlikaya) Bu ibret dolu olay, dinimizi öğrenme, marifetullah konusunda derinlememiz hususunda iyi bir ders olur inşaallah. ********** Arina Svetlova Dünyada en büyük trajedi hangisidir? En acıklı biten hayati kim yasadı yeryüzünde ? Kim ne derse dersin bence en büyük trajediyi Tolstoy yasadı. Ne hazin sondur onunkisi, ne kadar yürek parçalayıcı.Uç-beş satırla tanıtıldığı cümlelerde genellikle şunlar sıralıdır.´´Tolstoy un kendisini tanıma ve Allah a ulaşma cabası bütün bir ömrüne tekabül eder. Ömrü boyunca anlaşılamamıştır. Onu anlamayanlar güruhuna karisi ve en yakınları da dahildir. Ömrü boyunca bir arayısın pençesinde kıvranmış bu adam sonunda 82 yasında iken yağışlı bir gecede evden kaçtı ve yolda hastalandı. 7 Kasım 1910 da mütevazı bir tren istasyonunda yolculuğunun ilk durağı olan İstanbul a hareket etmek üzereyken hayata gözlerini yumdu.´´Nereye gidiyordu Sultan Ahmet´e mi, Eyüp sultan a mi? İçindeki boşluktan mi kaçıyordu Yoksa en temiz tehvid inancının parlattığı alınların indiği bir secde menzilinde aradığı Rab ile buluşmaya mi gidiyordu ? Ah ne hazin bir sondur onunkisi .´´ Tatmayan bilemez, ´´ Demişler, o talihsiz dahiyi ancak ben bilirim. GIZLICE VAFTIZ EDILDIM; İnancı güçlü olmayan bir baba ile sade bir Ortodoks annenin çocuğu olarak Ukrayna da dünyaya geldim. Babam beni köy kilisesinde gizlice vaftiz etmiş. Komünizmin bütün yasaklarına rağmen annemden gelen ´´tek tanrı´´inanışı ile büyüdüm. Paskalyayı seviyordum.Elimden geldikçe paskalyadan evvelindeki kırk gün süren perhizi (oruc) tútmaya çalışıyordum.Paskalyadan önceki ´´Temiz Persembeyi´´ ailecek heyecan icinde beklerdik. Ben kimim, neciyim, nereden geldim ?´´ bunların bir anlamı yoktu benim icin o zamanlar.Yalnızca iyi bir üniversite okumak suretiyle iyi bir geleceğe hazırlanmak vardı, o kadar. Oldukça parlak bir öğrencilikten sonra ülkenin en iyi üniversitesinde öğrenim dili İngilizce olan isletme fakültesini okudum.Yirmi yasına gelinceye kadar hayat oldukça güzel geçmişti. Artık cevapsız soruların cenderesine düşmüştüm. Bir çekirge sürüsü gibi binlerce soru üst üstü beynime.Tanrı, Isa, insan, dünya, hayat, ölüm, cennet, cehennem, sonsuzluk...Tesadüf, tabiat, yasam, ölüm... Sonra yokluk, ebedi yokluk. Bütün bu düşünceler bir sülük olup beyin zarımı emiyor ; ama ben onlara bir cevap bulamıyordum. Kendimi karanlik bir odada yapa yalnız hissediyordum.Kurtulmak için ne zaman bir hamle yapsam her seferinde dipsiz bir boşluğa yuvarlanıyordum. Ve boşluktan helezonlar çize çize düşüyordum. Ne ışık vardı ne de tutunacağım bir dal. Hepsinden beteri ruhumun çığlıklarını hiçbir kulağa işittiremiyordum. ( Oysa o çığlıkları duysalardı aslanların, ödleri kopardı ) Etrafimdaki hic kimse beni anlamıyordu. Dolayısıyla yardim edemiyorlardı. Bu bir yana ´´ gencsin basarilisin ye, iç, gez-dolaş,bırak kendini bu kadar yıpratmayı.´´ deyip kızıyorlardı.Sanki bunları istemiyormuşum gibi. Hayati bana zehir eden düşüncelerden kurtulmak icin akil oyunlarından, deli saçmalıklarına varıncaya kadar her yolu denememişim sanki. Olmuyordu ama,olmuyordu iste. Yaptığım her sey bir pansumandan öteye geçmiyordu. O zamanlar benim icin en mesut anlar, düşünmemeyi becerebildiğim anlardı. Bu anlar geçtiğinde ise geriye yine boşluk yine karanlık ve sop soğuk bir yalnızlık kalıyordu... Bitkin gündüzleri ve uykusuz geceleriyle tam beş sene bu azabın kucağında çırpındım durdum. Hastahane hastahane dolaşmalar psikologdan psikologa koşmalar... Ama bir netice yoktu. Bütün bu girdapta tek tesellim anneciğimden aldığım inancımdı. Acılarda sevinçler de Tanrı dandı. Uykusuz gecelerim boyunca beni bu durumdan kurtarması için hep O`a yalvardı durdum. Sonunda çareyi başka bir ülkeye gitmekte bulacağıma inanarak evimden ayrıldım. Daha doğrusu içine düştüğüm karanlıktan kaçtım Tolstoy gibi. Yüksek lisans yapmak üzere girdiğim imtihanı kazandım ve Avusturyanın yolunu tuttum. Yeni bir ülke, yeni bir cevre ve yeni insanlar... Karanlık odanın Ukrayna da kalacağını zannediyordum. Ama olmadı.Bu bir yana, karanlık odam bütün Avusturya yi icine alacak kadar büyüdü. Simdi anliyorumki karanlık benim içindeymiş. Bu şekilde değil Avusturya ya güneşe bile gitseydim bir tek ışık devşiremezdim. Güneşte bile karanlığa gömülü kalmak ne korkunç, ne tuhaf... Bu hal içerisinde kalabaliklar arasında, ampuller altında ışıksız ömrümü geçiriyordum. Yeryüzünde ´´Tam anlamiyla yalnizligi sadece biri yasamıştır ´ dense; tereddütsüz ´o benim´derim. Aslinda pek cok arkadasim vardi. Ama dar gününde yanında olmadıktan sonra sebebi ne olursa olsun bunaldigin anlarda başını yaslayacağın bir omuz olmadiktan sonra jnsan binlerin milyonlarin icinde tek başına kalıyor. Bu anlamda tam anlamiyla yalnizdim. Günler geciyordu, hic kimse olmuyordu yanımda. Ne bir arkadas ne bir telefon ne de bir mektup. Bir ben vardim bir de bosluk... Bir ben bir de yalnızlık... Dıştan bakildiginda okuluna gidrn, derslerinde basarili gelecegi parlak biri olarak görülüyordum. Ama icimdeki firtinalardan kimsenin haberi yoktu. Kendimi oyalamazsam delirebilrim düsüncesiyle kitaplara sarildim. Coelho, Tolstoy, Turgenyev i okuyor, Ahmatova nin siirlerini ezberliyordum. Sonra, kendim bir seyler yaziyor, dil ögreniyordum... Cok ciddi bir sekilde Incil okuyor, Tanri ya O na olan sevgimi kuvetlendirmesi ve beni dogru yola iletmesi icin yalvariyordum. Yalnizligimi paylasmak üzere internetteki Ortodoks sitelerine üye oldum, yazicim durmadan Incilden hikayeler yaziyordu. Bir papazla yazisiyordum bir de dini eserler basan bir matbaa sahibiyle. Bilgilerimi güclendirmek, Beynimi kemiren sorularima cevap bulmak ve icimi saran yalnizliktan kurtulmak icin bu sitelerin sohbet odalarina giriyor, insanlarla sohbet ediyordum. Ancak bu dini sohbet odalarinda da diger internet ortamlarindaki tiksindirici konusmalar bu tesebbüsümden beni hemen vazgecirdi. Beynimi kemiren sorularimin cevaplarini bulmak niyetiyle kiliseye gidiyor, papazlarla konusuyordum. Fakat umumiyetle bütün sorularimi, özellikle Tanri ile alakali olanlarini nazikce geri ceviriyor ve sadece, Dua et, cocugum!. diyorlardi. Ben de dua ediyordum. Ama Isa ya degil, Tanriya . VE anlamadigim, neden insanlarin Isa ya dua ettikleriydi. Dünyayida Isa yi da yaratan Tanriydi. Hal böyleyken neden yalnizca Tanri ya dua edilmiyordu ? Ne kitaplar ne Ortodoks sitelerinin sohbet odalarinda ne de kilisede tam olarak aradigimi bulamamistim. Ve bir gün bir istasyondaydim, Tolstoy gibi . O karanlik odadan nasil kurtulacagimi bilememenin acziyle, caresiz öyle kendi halimde bekliyordum. Gözlerim anlamsiz bakislarla istasyonu tararken benim yaslarimda bir kiza ilisti. Basinda beyez bir esarp, üzerinde de yine beyaz bir takim vardi. omuzunda bir notebook. ´´Ne kadar sik ve ne kadar da zarif!´´ diye gecirdim icimden. O an ne olduysa birden bana döndü, göz göze geldik. Simasinda nasil bir parlaklik vardi öyle... Gözlerinde nasil bir aydinlik. Gencecik yasina ragmen bütün muammalari cözmüs bir bilgenin dinginligi vardi yüzünde. Telassiz, kendinden emin, durusu mütevazi, bakislari sevgi doluydu. Ya dudagindaki tatli tebessüm... Tarif edemem. Hayran hayran öylece seyrettim. Utanmasam yanina gidecek tanisacaktim. Ve yalvaracaktim ona ´´Tanri askina bu huzurulu tavrindan bana da biraz ver. Gözlerindeki aydinliktan da dudagindaki tebessümden de ... ne olur!.. ne olur!..´´ diyecektim. Fakat biraz sonra bir tren geldi ve onu alip ***ürdü. Onun gibi olmak istedim o an . Beyazlar icindeki o zarafet,o dinginlik beni carpmisti. Ruhumda kivilcimlar sacip kaybolan o örtülü kizdan sonra onun gibi örtünen kizlardan üniversitede bir hayli arkadas edindim.Beni ramazan ayinda bir iftara çağırdılar. Gittim. Onlardaki Tanri ya olan kuvvetli iman ve O na(cc) olan samimi ibadetleri çok hoşuma gitmişti. Cünkü ben Tanri yi cok seviyordum. Onlarin yaninda kendimi yabanci hissetmiyordum. Bu bir yana , onlarin yanindayken cok sevdigim Tanri ya biraz daha yakinlastigimi hissediyordum. Bana hic mesafe koymadilar. kendilerinden biriymisim gibi davrandilar.Hiristiyanligimdan dolayi ayiplayici tek bir bakisa bile maruz kalmadim. Cevremdeki Müslüman kizlarda da erkeklerde de böyleydi. Onlarla oturup konusuyorduk. Bu konusmalarda bana ille ´´Müslüman ol!´´ telkiniyle karsilasmadim. ´´Bizde böyle ,sizde nasil ?´´ ifadesi sohbetlerimizin kilit cümlesiydi cogu zaman. Yalnizca bana bir seyler anlatmakla kalmiyorlardi. Benden,tuttugum perhizin (orucun) önemini, dualarimizin ve ikonalarimizin anlaminida soruyorlardi. Ben de bildigim kadariyla anlatıyordum. Onlarin yaninda öyle huzurluydum ki anlatamam... Gerci karanlik odama henüz isik süzmüyordu; ama olsun ,en azindan artik yalniz degildim. Artik dostlarim vardi. yeni dosrlarim... Gercek dostlarim. Yeni dostlarimla yaptigim sohbetler yepyeni ufuklar aciyordu önümde. ´Dünyadaki bütün güller aynidir. Bütün elmalar, arilar,insanlar aynidir. Yani ayni fabrikanin malıdırlar,ayni tezgahta dokunmuslar. Yani yaratanlari bir ve tek. O da Allah tir ve Allah birdir ,müteaddit olamaz.´´ Islam dinin Tanri, iman ve peygamberler hakkindaki sölediklerinin hepsini kabul ediyordum. Kur´an´in Isa (as) hakkındaki ayetleri beni adeta carpmisti. Meryem (r.anha) adina bir surenin var olması da beni cok etkilemisti. Zira Incil de bile Meryem adina bir sure yoktu. Bunun yanında Kur´an´in Türkiye de de Endonezya da da ayni oldugunu, bu insanların ayni anda ibadet edebildiklerini ögrendigimde de cok sasirmistim. Paskalyaya kirk gün kaldığında yani biz Ortodokslar icin oruc günleri basladiginda bu sefer bütün ciddiyetimle onu tutmaya calistim. Maksadim kendisini ne kadar cok sevdigimi Tanri ya göstermek ve ispat etmekti. Bu arada beni dogru yola iletmesi icicnde geceler boyu O´na dua ediyordum. Yeni dostlarimin bana anlattiklarini uzun uzun düsünüyor, söylediklerinin gercek olup olamayacagini arenasina dönmüstü. Fikirler kafamda carpisirken bir neticeye varamamanin istirabiyla kivranip duruyordum. Bu minval üzere oruc tutuyor, agliyor agliyor ve bana bir isik göstermesi icin dua ediyordum. Sonunda cok önemli bir seyi anladim: Bir tek Yaradan yaratti bu kainati. Bizi de O yaratti. Bu dünyayi bizim icin O donatti. O bizim sahibimizdir. O´na ulasacak bir yol bulmak da bizim vazifemizdir. Evet bunu anlamistim; fakat Tanri´ya giden yol hangisidir? Bugüne kadar devam ede geldigim inancim mi yoksa Islam mi ? Ah yine sanci, yine gözyasi, yine istirap... istirap. Ardindan dua... dua... Tanrim bana bir isik ver. Tanrim beni sevdigin yola ilet. Islam´in neredeyse her şeyini kabul ediyordum ama ben bir hiristiyandim. Hatta bazen ´´ Tanrim neden beni bir Müslüman olarak yaratmadin´´? diye söylenirdim. Bir gün iternetten ´´chat´´lestigim bir kadina bunu sordum. O da bana bir mesaj gönderdi. Mesaji okudum. Okuduklarima inanamadim. Bir daha okudum,sonra bir daha,ardindan bir daha. Yerimde duramaz olmustum. Her zerrem heyecandan titriyordu. Avazimin ciktigi kadar haykirmak istiyordum. Odanin icinde bir kac tur attiktan sonra yeniden masaya oturdum ve mesaji bir daha okudum. Mesaj Hz. Muhammed in bir sözüyle basliyordu: ´´ Her dogan cocuk Islam fitrati üzerine dogar. Sonra ebeveynleri tarafindan Yahudi ve Hiristiyan yapilir.´´ Demek ki Tanri ya serzenisim bosunaymis.Demek Tanri beni MÜslüman olarak yaratmis. Bana bu maili atan hanimefendi ´´Kitab-i Mukaddes´e göre Hz. Isa´nin son on iki saatini anlatan Tutku filmini seyrettigini söyleyerek sunu yazmisti:´´ Filim,Hz, Isa nin orjinal dili olan Aramca ile seslendirilmisti. Ve filmde ´´Isa Tanri ya Allah diye hitap ediyordu. Yani Müslümanlarin hitabi gibi ... Müslümanlikla Hiristiyanlik arasindaki tek benzerlik bu da degil. En önemlilerini senin icin yolluyorum. NAMAZ ´´Müslümanların nasil namaz kildigini görmüşsündür. Ayakta durur Kur´an okuruz, sonra rükua gider kalkariz, sonra yüzüstü kapanip secde yapariz. Kitab-i Mukaddes´i dinle: __Mezmurlar 95:6: Gelin secdekilalim ve rüku´a varalim;bizi yaratan Rabbin Önünde diz cökelim! Sayilar 16:20:-22:... Ve Musa Harun yüzleri üzerine yere kapandilar.... Tekvin 17:3: Ve Ibrahim (as) yüzüstü yere kapandi... Cikis 34:8: ve Musa (as) acele ile rüua gitti ve ibadet etti. -Nehemya 8:6: Ve Üzeyir (as) büyük Rabbi taktis etti. VE bütün kavim ellerini kaldirarak amin diye cevap verdiler Ve rükua gittiler, secdeye kapanarak Rabblerine ibadet ettiler. - Matta 26:39: Isa (as) yere kapanip... dua etti... -Matta 17:6: ve havariler yüzleri üzerine yere yere kapandilar.... Netice Islam Hz. Muhammed (sav) ile başlamış bir din değildir . İslam Hz. Adem (as) ile başlayıp Nuh (as) , İbrahim(as) , Musa (as) , ve Isa (as) gibi büyük resullerle devam eden Ve Hz. Muhammed (sav) Ile kendisine son nokta konulan bir dindir. Islam yeni bir din değil ,bilakis bu peygamberlerin geleneğini canlı tutan Allah´in ilk ve tek ve son dinidir. Kitab-i Mukaddes te diğer peygamberler ve kavimler için anlatıldığı gibi bugün ibadet etmeden önce su ile temizlenen kimlerdir ? Müslümanlar ! Bugün hala daha basını öne eğip yüzünü yere sürterek namaz kilan ve ellerini kaldirarak dua eden kimlerdir ? Müslümanlar ! Bugün kendisini örterek ibadet eden ve kapanarak haram nazarlardan kendisini koruyan kimdir ? Müslüman kadinlar ! Öyle ise bugün diger peygamberlerin izinden giden ve haliyle Kitab-i Mukaddes in de tahrif olmamis aksamini tatbik eden kimdir ? Müslümanlar ! Demek bir Hiristiyan Müslüman olsa dinini terk etmis olmuyor, bilakis kendi kitabinda anlatildigi üzere kulluk dairesine girmis oluyor. Size naklettigim onlarca Kitab-i Mukaddes ayetinden sonra Kur´an´dan bir ayetle yazima son veriyorum. `` ILAHIMIZ VE ILAHINIZ BIRDIR VE BIZ O`NA MÜSLÜMANLAR OLARAK TESLIM OLMUSUZDUR.´´ Bu mesaji kac kere okudum hatirlamiyorum. Kalbim gögüs kafesini kiracak gibi atiyordu. Gözyaslarima mani olamiyordum. Sonunda yazinin son cümlesini icimden gele gele söyledim ´´Ilahimiz ve ilahıniz birdir. ´´ Evet ,evet ``ilahimiz ve ilahiniz birdir.´´ Ve ben de artik bu dakikadan itibaren Müslüman olarak O´na teslim oluyorum. Tesekkurler Tanrim... Tesekkürler Tan.... ALLAH IM ! ...ALLAH IM !... ALLAH IM !.... Müslüman olduktan sonra serin meltemler esmeye basladi yillarca kavrulmus yüregimde. Artik tek bir ani bile ziyan etmek istemiyordum. O gün öglen vakti ilk namazimi kildim. Yalnizca bismillah demesini biliyordum.Gercek dostlarimin yaptigi gibi ellerimi omuz hizasinda kaldirdim ve ´´Bismillah´´ dedim. Tarifsiz bir hal sardi bir anda beni ellerimi kalbimin üstünde birlestirir birlestirmez gözlerimden yaslar süzüldü. Anlatamayacagim duygular icerisinde bildigim tek seyi tekrarlayip durdum. Bismillah... Bismillah... Bismillah... Ne muhtesem bir seydi Allah´im. Bismillah dedikce önceki düsüslerime inat helezonlar cize cize yükseliyordum sanki. Bir hayli durduktan sonra BIsmillah ... Bismillah ...Bismillah... Dogruldum Bismillah. Sonunda yillarca dolastigim cöllerde kavrulmus dudaklarim suya erdi. Damarlarimi kurutan beyabanin icinde bir vaha gibi adeta kendimi secdeye attim Bismillah... Allah .. Allah ...Bismillah. Yillarca aradigim senmissin. Uykusuz gecelerde andigim senmissin. Daha neler söyledim, neler hissettim anlatmam mümkün degil. Dillerin dönmedigi, kelimelerin iflas ettigi yerler az degil ki. Bütün hissettiklerimden öte bir sey vardi ki nasil söylesem, nasil sölesem bilmem ki kalbimin derinliklerinde Allah´in oldugunu hissediyordum. Aslinda bu kadar cümleyi boşuna yazdim. Söylenecek en güzel sey bastan basa yalnizca BISMILLAH ile kılınan o ilk namaz, anlatilmaz. Tarifler üstü bir hal ile kilinan o namazdan sonra kitaplara sarildim. Geceler boyu okudum, İslamiyet i öğrendikçe bütün sorularima cevap buluyor, Hz. MUHAMMED i tanidikca da ALLAH a yaklastigimi hissediyordum. Hayat, dünya, ahiret ve insanla alakali ne varsa kafamda yerli yerine oturmustu . Hayatima bir mana gelirken icimin daglarina günes dogmustu. Duvarlari yikilmisti karanlik odamin. Artik ne beni hapseden duvarlari vardi ne de bunaltan karanligi. Günes... Isik ... Islamiyet´le gelen isik beni öyle etkilediki kendime ikinci bir isim verdim. ´´solnyecniy luc´´, yani günes isigi . Simdi keske günes isigi olsaydim diye düsünüyorum. Islam günesinin isiklari olarak karanligin kuytularinda vaktiyle benim gibi kivranip duran insanlarin alemlerine aksaydim. Aileme henüz kararimi aciklamadim . Bunun icin uygun zamani bekliyorum. Ve onlar icin sürekli dua ediyorum. Halen uluslararasi isletmecilik ve yönetim üzerine master yapmaya devam ediyorum. Bir yandan da bir Amerikan sirketinde proje müdürü olarak calisiyorum. Ama hayalimi bütün ailemle ayni anda secdeye varmak süslüyor. Ben, annem, kardesim ve babam... Basimizi secdeye mihlamis yalnizca BISMILLAH. BISMILLAH deyisimizi hayal ediyorum. ´Ve ilk namazimda kalbimin derinliklerinde hissettigim duygulari bir kere daha yasamayi umuyorum. Rabbimin bana tebessum ettigini bir daha hissetmek istiyorum... BIR MUM BILE KARANLIKLARI AYDINLATIVERIR. YA HIDAYET GÜNESI DOGDUGUNDA....... Yazan:Arina Svetlova Tercüme:Ayjan Esenkanova ,Gülseren Yükseleroglu. (Ailem Dergisi) Menzil.net ********* Aşık karınca "Vaktiyle Hz. Süleyman, kuvvet ve haşmetiyle yolda giderken bir alay karıncaya rast geldi. Karıncaların hepsi, tazim etmek üzere huzuruna koştular. Bir an içinde binlerce, hatta daha da fazla karınca huzura vardı.
Fakat bir karınca, hemencecik huzura gelmedi. Yuvasının önünde bir toprak tepe vardı. O tepeyi düzeltmek için yel gibi toprak zerrelerini birer birer taşımaktaydı.
Süleyman, bu karıncayı yanına çağırıp dedi ki:
“Ey karınca! Görüyorum ki pek güçlü sayılmazsın. Nuh’un ömrüyle Eyyûb’un sabrına sahip olsan yine bu tepeyi kaldırmaya güç yetiremezsin. Böyle bir iş, senin gibisinin kol kuvvetiyle yapılamaz. Bu tepeyi sen kaldıramazsın.”
Karınca dile geldi:
“Padişahım!” dedi, “bu yolda ancak himmetle yürünebilir. Sen benim yaratılışıma bakma. Himmetimdeki yüceliğe bak. Benden ayrı bir karınca var. Göremiyorum onu. Fakat beni aşk tuzağına çekti. Bana dedi ki: ‘Sen şu toprak tepeyi dümdüz yol yaparsan ben de senin yolundan bu hicran kayasını kaldırır, seninle düşer kalkarım.’ Hemen şimdi ben de bu işe bel bağladım. Bu toprağı taşımaktan başka çarem yok. Bu toprağı kaldırır, tepeyi dümdüz bir hale getirirsem onun vuslatını elde edebileceğim. Bu hususta çalışıp çabalarken ölebilirim, ama hiç olmazsa yalan yere bir davaya kalkışmış sayılmam ya!”
Azizim, aşkı karıncadan öğren! Gözün kıymetini körden belle!
Karıncanın kilimi karadır ama gayret kemeri vardır belinde. Karıncaya bile hor bakma sakın! Onun da gönlünde bir aslan yatar.
Bu yolda hal böyle; bir karınca, bir aslanın kulağını çekmede...
İlahiname Ferîdüddin Attâr *********** Ateşte açan gül Serhend’de Mecûsîler de vardı. Bir Mecûsî büyücülük yapıyor, etrafına pek çok kişiyi topluyordu. Mecûsî, hem ateşe tapıyordu. Ateşin içine giriyor, insanlara ateşin yakmadığını gösteriyordu. Kendisini izleyenleri çok etkiliyordu. Kimilerini de ateşin üzerinde yürütüyor, seyredenlerin inançlarını altüst ediyordu. Bu durum, halk arasında çok yayıldı. Söylentiler çoğaldı. İnsanların gönül dünyası ve inanç esasları karıştı. Derken, müminler arasında büyük bir fitne baş gösterdi. Bunun üzerine Muhammed Ma‘sûm hazretleri dervişlerine büyük bir ateş yakmalarını söyledi. Daha sonra şöyle dedi: “Ben bu ateşin içine gireceğim. Allah’ı zikredeceğim. Mecûsî’ye de söyleyin gelsin. İşin gerçeğini Allah gösterecektir.” Belirlenen günde halk toplandı. Muhammed Ma‘sûm hazretleri ateşin içine girdi. Ateş onu yakmadı. Tıpkı Hz. İbrahim aleyhisselâma serin geldiği gibi... Ateş yeri güllerle, yeşilliklerle örülü bir gülistan oluverdi. Mecûsî ise tapmakta olduğu ateşin bir müslümanı da yakmadığını görünce dehşete düştü. Böylece insanlar üzerindeki tesiri kırıldı. Yenik düştü ve çekip gitti. ALTIN SİLSİLE [SÂDÂT-I KİRÂM] Hazırlayan İbrahim TOZLU SEMERKAND
|